Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar’ın “2026 yılı adeta rüzgârın yılı olacak.” ifadesiyle özetlenen vizyon, özellikle deniz üstü (offshore) rüzgâr enerjisi alanında planlanan yenilikler için atılacak adımların başlangıcını ifade ediyor ve bu çalışmaların başlangıcında da “Bakanlık olarak Saros Körfezi, Gökçeada, Bozcaada ve Edremit açıklarında dört ayrı offshore sahası belirledik. İzin süreçlerinin tamamlanmasının ardından Türkiye’nin ilk deniz üstü rüzgâr YEKA yarışmasını gerçekleştireceğiz. 2035 yılına kadar offshore rüzgârda 5 bin megavatlık kapasite hedefliyoruz.” şeklinde bulunduğu açıklama ile yenilenebilir enerji kaynaklarına, özellikle de rüzgâr enerjisine, büyük yatırımlar yapmaya hazırlandıklarını ve artık bunun yalnızca bir fikir olarak kalmadığını, somut adımlar atılmaya başlandığını gösteriyor. Bunun kanıtı olarak da dört ayrı saha için izin süreçlerine geçilmesi gösterilebilir. Yapılan bu açıklamalara göre, offshore rüzgâr enerjisine yapılan yatırımlar sayesinde ülkenin enerji sektöründe yeni bir sayfanın açıldığı görülmektedir.
2026 Rüzgârın Yılı’nın Çıkış Noktası Stratejileri
İçinde bulunulan dönemde belirsizliklerin arttığını, krizlerin süreklilik kazandığını ve enerji arz güvenliğinin ülkelerin en temel önceliği hâline geldiğini ifade eden Bakan Bayraktar, “Enerjide dışa bağımlılığı azaltan, arz güvenliğini önceleyen, yerli ve yenilenebilir kaynakları en üst düzeyde değerlendiren ve aynı zamanda çevreyle uyumlu bir enerji dönüşümünü hayata geçiren çok katmanlı bir strateji yürütüyoruz.” dedi. Bakan Bayraktar’ın açıkladığı 2026 hedefleri, mevcut enerji kapasitesinin üzerine çıkarak yerli ve millî üretimi artırmayı, istihdam gücünü geliştirmeyi ve kesintisiz, güvenilir enerji kaynaklarını çoğaltmayı; bu sayede de dışa bağımlılığı azaltmayı amaçlamaktadır.
Bu hedeflere ulaşabilmek için güneş ve rüzgâr gibi yerli ve yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelik yatırımlar ve teşvikler artırılmakta çalışmalar da adım adım hayata geçirilmektedir. Bu yatırımlar yalnızca dışa bağımlılığı azaltmakla kalmayıp millî üretim gücünü artırmakta ve istihdama da önemli katkılar sağlamaktadır. Yenilenebilir enerji kaynakları içerisinde önemli bir yere sahip olan rüzgâr enerjisi ise çevresel etkilerinin düşük olması, yakıt maliyeti gerektirmemesi ve sürdürülebilir bir kaynak olması nedeniyle öne çıkmaktadır. Ancak karasal rüzgâr santrallerinde arazi kullanımı, yerleşim alanlarına yakınlık, gürültü ve görsel etki gibi bazı sınırlamalar bulunmaktadır.
Bu nedenle son yıllarda deniz üstü (offshore) rüzgâr enerjisi yatırımları ön plana çıkmaktadır. Denizlerde rüzgâr hızlarının daha yüksek ve daha sürekli olması, türbinlerin daha yüksek kapasiteyle ve daha verimli çalışmasını sağlamaktadır. Ayrıca deniz üstü rüzgâr santralleri geniş arazi ihtiyacını ortadan kaldırırken, yerleşim alanları üzerindeki gürültü ve görsel etkileri de önemli ölçüde azaltmaktadır. Bu avantajları sayesinde offshore rüzgâr enerjisi, diğer yenilenebilir enerji yatırımlarına kıyasla stratejik önemi giderek artan bir alan hâline gelmektedir.
Bu kapsamda deniz üstü rüzgâr enerjisi yalnızca bir enerji üretim alternatifi değil, aynı zamanda sanayi politikası, bölgesel kalkınma, teknoloji transferi ve enerji arz güvenliğinin güçlendirilmesi açısından da kritik bir araç olarak değerlendirilmektedir.
Türkiye’nin Rüzgâr Enerjisindeki Mevcut Başarısı
Bakan Bayraktar, Türkiye’nin enerji dönüşümünün merkezinde elektriğin, elektriğin merkezinde ise yenilenebilir enerjinin yer aldığını belirtti. 2005 yılında toplam kurulu gücün yalnızca yüzde 33’ünün yenilenebilir enerji kaynaklarından oluştuğunu ifade eden Bakan Bayraktar, “Bugün ise Türkiye’nin toplam kurulu gücü 125 bin megavatı aşmış durumda ve bunun yaklaşık yüzde 63’ü yenilenebilir enerji kaynaklarından oluşuyor. Bu başarının en önemli ayaklarından biri, elbette ki rüzgâr enerjisi. 2005 yılında sadece 20 megavat olan rüzgâr kurulu gücümüz, bugün 15 bin megavatı geçmiş durumda. 2025 yılında gerçekleşen 393 milyar kilovatsaatlik toplam elektrik üretimimizin içinde rüzgâr santralleri yaklaşık yüzde 11’lik bir paya sahip. Yıllık 34,5 milyar kilovatsaatlik elektrik üretimi ile tüm zamanların en yüksek seviyesine ulaştık.” ifadelerini kullandı. Bu veriler, rüzgâr enerjisinin Türkiye’nin yenilenebilir enerji stratejilerinin temel unsurlarından biri hâline geldiğini ve enerji arz güvenliğine önemli katkılar sağladığını göstermektedir. Günümüzde rüzgâr türbinleri, yalnızca elektrik üreten tesisler olmanın ötesinde, Türkiye’nin enerji bağımsızlığının en güçlü sembollerinden biri olarak değerlendirilmektedir. Ülke, bu performansıyla yenilenebilir enerji kurulu gücü bakımından Avrupa’da ilk beş, dünyada ise ilk on bir ülke arasında yer almaktadır.
Bakan Bayraktar’ın ortaya koyduğu bu strateji kapsamında her yıl en az 2.000 MW’lık YEKA (Yenilenebilir Enerji Kaynak Alanı) yarışması düzenlenmesi planlanmaktadır. Bu hedef, 2026 yılının rüzgâr enerjisi açısından bir dönüm noktası olacağını göstermektedir. Ayrıca 2026 yılında gerçekleştirilecek YEKA yarışmalarının 1.500 MW’lık bölümünün doğrudan rüzgâr enerjisine ayrılması, sektöre verilen önceliğin açık bir göstergesi niteliğindedir. Bu adım yalnızca kurulu gücün artırılması anlamına gelmemekte; aynı zamanda yerli ekipman üretiminin geliştirilmesine, teknoloji transferine, yeni istihdam alanlarının oluşturulmasına ve özellikle deniz üstü (offshore) rüzgâr enerjisi projelerinin yaygınlaştırılmasına katkı sağlayacak stratejik bir hamle olarak öne çıkmaktadır.
Yerli Sanayi ve İstihdama Katkı
Bugün Türkiye’de rüzgâr türbinlerinde yüzde 60’ın üzerinde yerlilik oranına ulaşıldığını ifade eden Bakan Bayraktar, “Kule, jeneratör ve kanat üretiminde ise yüzde 70’in üzerine çıktık. Kulelerden jeneratörlere, kanatlardan döküm ekipmanlarına kadar çok geniş bir üretim kabiliyeti oluşturduk. 2014 yılında yalnızca 27 üreticiye sahip olduğumuz yenilenebilir enerji sanayinde bugün 500 yerli üretici faaliyet gösteriyor. Alt tedarikçileri de buna ilave ettiğinizde, yaklaşık 50 bin vatandaşımıza yeşil istihdam sağlıyoruz. Bugün artık sadece enerji tüketen değil; teknoloji geliştiren, ekipman üreten ve bunu ihraç eden güçlü bir Türkiye var.” ifadelerini kullandı. Açıklanan bu veriler, Türkiye’nin rüzgâr enerjisi alanında yalnızca enerji üretim kapasitesini artırmadığını, aynı zamanda güçlü bir yerli üretim ve sanayi altyapısı oluşturduğunu göstermektedir.
Deniz üstü (offshore) rüzgâr enerjisi projeleri; bu sanayi ekosisteminin gelişmesine, yüksek katma değerli üretimin artmasına ve yeni teknolojik yetkinliklerin kazanılmasına önemli katkılar sağlayacaktır. Bu yatırımlar sayesinde gelişen istihdam olanakları, rüzgâr enerjisi sektörüne olan ilgiyi her geçen gün artırmakta; nitelikli iş gücünün yetişmesine, mühendislik ve teknoloji alanındaki bilgi birikiminin gelişmesine olanak sağlamaktadır. Bu ilginin artmasıyla birlikte Türkiye’nin yenilenebilir enerji kapasitesini büyütme ve karbon emisyonlarını azaltma hedeflerine daha hızlı ulaşması mümkün olacak, aynı zamanda ileri mühendislik teknolojilerine erişimi güçlenerek uluslararası ölçekte rekabet gücü yüksek, enerji teknolojileri ihraç eden ve ekonomik açıdan daha güçlü bir ülke konumuna ulaşmasına katkı sağlayacaktır. Rüzgâr enerjisi Türkiye’nin yerli ve milli bağımsızlığının öncülerinden olacak teknolojik bir yatırımdır.
Destekleyici Altyapı Yatırımları
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ortaya koyduğu 2035 hedefi doğrultusunda Türkiye’nin rüzgâr ve güneş kurulu gücünü toplam 120 bin megavata çıkarmayı hedeflediklerini ifade eden Bakan Bayraktar, iletim altyapısının büyütülerek daha dirençli hâle getirileceğini belirtti. Bakan Bayraktar, “2035 yılına kadar yeşil iletim altyapısına yaklaşık 30 milyar dolar yatırım gerçekleştireceğiz. Bunun yanında enterkonneksiyon kapasitemizi artırarak Türkiye’yi bölgesel enerji ticaretinin merkezi hâline getirmeyi de hedefliyoruz.” dedi. Bu büyük hedeflerin gerçekleştirilmesi yalnızca yeni enerji santrallerinin kurulmasıyla sınırlı değildir, üretilen elektriğin daha verimli ve güvenilir şekilde iletilmesini sağlamakta bu stratejinin en önemli gelişmelerindendir. Bu kapsamda 2035 yılına kadar 14.700 km uzunluğunda yüksek gerilim doğru akım (HVDC) hattı, 15.000 km yeni alternatif akım iletim hattı ve 40 yeni konvertör merkezinin inşa edilmesi planlanmaktadır.
Bu altyapı yatırımları sayesinde, yanlızca üretilen yenilenebilir enerjinin daha verimli ve güvenilir bir şekilde iletilmesini sağlanmakla kalmayacak aynı zamanda elektrik şebekesinin dayanıklılığını artıracak ve özellikle deniz üstü (offshore) rüzgâr enerjisi projelerinin sisteme güvenli bir şekilde entegre edilmesi için güçlü bir altyapı oluşturacaktır. Bu yatırımların temel amacı yalnızca enerji üretimini artırmak değil; aynı zamanda enerji sektöründeki üretim kapasitesini, yerli sanayiyi, altyapıyı ve istihdamı destekleyerek Türkiye’yi bölgesel enerji ticaretinin merkezi hâline getirmektir. Böylece Türkiye, enerji alanında dışa bağımlılığını azaltırken uluslararası enerji piyasalarında rekabet gücü yüksek, enerji arz güvenliği güçlü ve bölgesel ölçekte söz sahibi ülkelerden biri olma yolunda önemli bir avantaj elde etmeyi hedeflemektedir.
YEKA Yarışmaları Sayesinde Elde Edilen Güç
Bugüne kadar toplam 7.800 MW kapasiteli YEKA yarışması gerçekleştirildiğini belirten Bakan Bayraktar, bu yarışmalar sayesinde Türkiye’nin yenilenebilir enerji yatırımlarında önemli bir ivme kazandığını ifade etti. Bakan Bayraktar, “Önümüzdeki dönemde de her yıl en az 2 bin megavatlık YEKA yarışmaları düzenlemeye devam edeceğiz. 2026 yılı adeta rüzgârın yılı olacak diyebiliriz. Zira YEKA yarışmalarının bin 500 megavatlık kısmı rüzgâr olacak.” açıklamasını yaptı. Bugüne kadar gerçekleştirilen YEKA yarışmaları, Türkiye’nin yenilenebilir enerji kapasitesinin artırılmasına, özel sektör yatırımlarının teşvik edilmesine ve yerli üretimin güçlendirilmesine önemli katkılar sağlamıştır. Düzenlenecek yeni YEKA yarışmalarıyla birlikte, özellikle rüzgâr enerjisine yatırımların hız kazanması hedeflenmektedir.Bu hedef, 2035 yılına kadar rüzgâr ve güneş enerjisinde toplam 120.000 MW kurulu güce ulaşma vizyonunun önemli bir bileşenini oluşturmaktadır.
Deniz Üstü (Offshore) Rüzgâr Enerjisinde Somut Adımlar
Bakan Bayraktar “Önümüzdeki dönemin en stratejik başlıklarından biri de deniz üstü yani ‘offshore’ rüzgâr enerjisi olacak. Ülkemiz bu alanda çok önemli bir potansiyele sahip. Bakanlık olarak Saros Körfezi, Gökçeada, Bozcaada ve Edremit açıklarında dört ayrı ‘offshore’ sahası belirledik. İzin süreçlerinin tamamlanmasının ardından Türkiye’nin ilk deniz üstü rüzgâr YEKA yarışmasını gerçekleştireceğiz. 2035 yılına kadar ‘offshore’ rüzgârda 5 bin megavatlık kapasite hedefliyoruz.” dedi. Bu sözleriyle deniz üstü rüzgâr enerjisine yönelik net hedefler ve hazırlıklarını açıkça dile getirdi.
Açıklanıldığı üzere dört ayrı offshore sahasının belirlenmesi, bu alandaki çalışmaların artık planlama aşamasından çıkıp somut adımlara dönüştüğünü net bir şekilde gösteriyor. Bu çalışmalar, Türkiye’nin kara rüzgârındaki başarısını denizlere taşıyacağı stratejik bir adım olacak. Böylece karaya kıyasla daha güçlü ve daha kesintisiz rüzgâr potansiyelinden yararlanılması mümkün olacaktır.
Enerji Bağımsızlığından Uluslararası Güce
Kasım ayında Türkiye’de düzenlenecek Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği 31. Taraflar Konferansı’nın (COP31), Türkiye’nin enerji dönüşümü ve iklim politikalarının uluslararası platformda tanıtılması açısından önemli bir fırsat oluşturduğu belirten Bakan Bayraktar, “Rüzgârdan güneşe, nükleer enerjiden verimliliğe kadar birçok başlıkta iddialı hedeflerle Antalya’dan dünyaya önemli mesajlar vereceğiz. Yeni enerji mimarimiz ile uyumlu olacak şekilde iş birliği fırsatlarını değerlendirecek ve çeşitli anlaşmalara imza atacağız.” ifadelerini kullandı. Bu açıklamalar, Türkiye’nin yalnızca ulusal ölçekte değil, küresel enerji dönüşümünde de daha etkin bir rol üstlenmeyi hedeflediğini göstermektedir.
Türkiye’nin ortaya koyduğu bu vizyon doğrultusunda, özellikle deniz üstü (offshore) rüzgâr enerjisi yatırımları ülkenin enerji bağımsızlığının güçlendirilmesi, yenilenebilir enerji kapasitesinin artırılması ve karbon emisyonlarının azaltılması açısından stratejik önem taşımaktadır. Bunun yanında geliştirilen iletim altyapısı ve enterkonneksiyon kapasitesinin artırılması sayesinde Türkiye’nin bölgesel enerji ticaretinde daha etkin bir konuma ulaşması hedeflenmektedir. COP31 kapsamında gerçekleştirilecek uluslararası temaslar ve kurulacak yeni iş birliklerinin de bu hedeflere katkı sağlayarak Türkiye’nin enerji teknolojileri, yenilenebilir enerji yatırımları ve sürdürülebilir kalkınma alanlarında uluslararası rekabet gücünü artırması beklenmektedir.
İrem Sıla Tunç
Leave a Reply